Kamulaştırma ve Kamulaştırmasız El Atma

mandalinci_hukuk2

KAMULAŞTIRMA VE KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA

Avukatlık büromuz bu hukuk dalına özel önem vermekte ve bu alandaki araştırma ve çalışmalarına kesintisiz devam etmektedir.

-Kamulaştırma Davaları-

Anayasamız başta olmak üzere, Türk Medeni Kanunu ve diğer mevzuatımızda, mülkiyet hakkı konusunda özel mülkiyet kurumu benimsenmiştir. Bu temel ilke çerçevesinde, vatandaşların mülkiyet hakkının dokunulmazlığı, mutlaklığı kabul gören yan ilkelerdir. Ancak, arsa, bahçe, işyeri veya konut vs niteliğindeki mülkiyet hakkına devletin müdahalesi tamamen imkansız da değildir. Devletin vatandaşların özel mülkiyet hakkına müdahalesi, kamulaştırma, kamulaştırmasız el atma, imar uygulaması vs şekillerde ortaya çıkmaktadır. Devlet müdahalesi karşısında neler yapılabilir? Vatandaşların; taşınmazları bakımından mülkiyet hakkı kaybına uğramaması için öngörülen hukuki tedbir ve imkanlar nelerdir? Bazı hallerde, devlet, vatandaşların mülkiyet hakkına müdahale edebilmektedir. Bu müdahalenin birçok türü olmakla beraber; en sık karşılaşılan müdahaleler, “kamulaştırma”, “kamulaştırmasız el atma” ve “imar uygulamaları” çerçevesinde ortaya çıkmaktadır. Kamulaştırma; özel mülkiyete konu olan bir taşınmaza; devlete ait kurum ve kuruluşlarca kamu yararı ilkesi çerçevesinde el konulması işlemi olarak tanımlanmaktadır. Kamulaştırma; özel mülkiyete konu olan taşınmazın bir kısmı veya tamamı üzerinde gerçekleştirilebilir. Kamulaştırma söz konusu olduğunda; devletin, kamulaştırılan taşınmazların bedelini ilgili kişiye ödemesi gerekmektedir.

Özel mülkiyetinde bulunan taşınmazı kamulaştırılan vatandaşlar; kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda “iptal davası” açabilecektir. Bu dava; kamulaştırma işleminin iptaline yönelik olup; vatandaş bu dava ile kamulaştırmayı tamamen reddetmektedir.

Ancak, ülkemiz uygulamalarında, kamulaştırma ile ilgili uyuşmazlıklar yaygın olarak “bedel tespiti” konusu etrafında ortaya çıkmaktadır.

İdarenin özel mülkiyete müdahale yollarından biri ise “kamulaştırmasız el atma” şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu suretle devlete ait kurum ve kuruluşların idari bir karar olmadan, özel mülkiyete konu olan taşınmaz malları fiili olarak kullanmalarıdır.

Devlet tarafından el atılan taşınmaz üzerinde bir yapı-bina vs bulunmakta ise, mülk sahibi ve yapı sahibinin kamulaştırmasız el koyma işlemini yapan devlet kurumuna karşı arsa ve bina bedelinin kendisine ödenmesi için bedel tazmini davası açma hakkı bulunmaktadır.

Diğer yandan devlete ait kuruluşların özel mülkiyete müdahale ettikleri alanlardan birisi ise imar uygulaması şeklinde olmaktadır. Bu anlamda 3194 sayılı imar kanunu 18. maddesi doğrultusunda şuyulandırma işlemleri  yapılmaktadır. Yasanın 1. maddesinde imar uygulaması amacı; yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların, plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak şeklinde açıklamaktadır. İdare bu düzenleme işlemlerini yaparken kamusal ihtiyaçları karşılamak ve sosyal donatılarda kullanmak üzere, taşınmazların yüzölçümünden parselin %40’ ına kadarını DOP (düzenleme ortaklık payı) olarak kesebilmektedir. Bu da özel mülkiyete tipik bir müdahale şekli olarak ortaya çıkmaktadır. Kuşkusuz bu kesinti oranı mutlak olmadığı gibi, fiili oluşumlar sosyal çevre ihtiyacı ve üretilecek parsellerin imar durumları gibi kriterler gözetilmesi gerekmektedir.

İmar düzenlemesi sonucu, oluşan yeni parsellerde değer kayıpları, tevhit ve ifraz  sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar, uygulamanın yasal kriterlere uygun yapılmamış olması gibi hususlar idari yargıda iptal davasına sıkça konu olmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken yasal dava ve itiraz sürelerine dikkat etmektir.

 -Kamulaştırmasız El Atma Davaları-

Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu hizmetlerini yürütülen yasada öngörülen kamulaştırma işlemine başvurmadan doğrudan özel mülkiyet konusu olan taşınmazlara el atması ve bu yerleri kamusal hizmetlere tahsis etmesidir. El atma olgusu bazen fiilen el koyma şeklinde olurken bazen de örneğin imar planlarda okul alanı, belediye hizmet alanı, yeşil alan, park alanı gibi kamu alanlarına ayırmak suretiyle hukuki anlamda el atılmaktadır. Bu durum tipik bir haksız fiil niteliğindedir. Bu itibarla bu gibi durumlarda sıklıkla bu taşınmazların bedelinin talep ve tahsili yönünde tazminat davaları açılmaktadır. Bu dava türü son zamanlarda oldukça geniş uygulama alanı bulmuştur. İdarelerin bu yolda ısrar etmesi bu davaların çoğalması yolunu açmıştır. Bunun doğal sonucu olarak bu konu başlı başına bir uzmanlık alanı haline gelmiş ve gelişen yargılama sıklığı ve geniş içtihatlar sonucu bu davaların ayrıntılarına hakim olmayı gerektirmektedir.

Bu tür davalar doğrudan büromuzun uzmanlık alanına girmektedir.